
Memo Şahin
Ortadoğu 7 Ekim 2023 tarihinde yeni bir güne uyandı ve ondan sonra yaşananlar tektonik bir hareketlenmeye yol açtı.
Güç zehirlenmesi yaşayan Hamas o gün sınırı aşarak İsrailli sivillere yönelik bir katliam gerçekleştirdi ve yeni bir dönemin başlamasına istemeyerek de olsa zemin hazırladı. Ve böylelikle Doğu Akdeniz kıyılarına tüm hışmıyla yönelen bir tsunamiyi tetiklemiş oldu.
Hamas lider kadrosu ve alt yapısı ile yerle bir edildi.
Sırtını İran’a yaslamış olan Lübnan Hizbullah’ı tuzla buz oldu.
Esad ve Baas Partisi ordu, tank ve topunu harekete geçirmeye dahi yeltenmeyerek İdlip’ten 36 Toyota ile yola çıkan El Kaide, İŞİD, İslam Devleti ve El Nusra kimlikli Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) birkaç yüz kişilik Kalaşnikoflu çapulcusuna Suriye’yi peşkeş çekmek zorunda kaldı.
Tahran’dan Irak ve Suriye üzeri Beyrut ve Gazze’ye terör ihraç eden İran rejiminin omurgası kırıldı ve kabuğuna çekilmek zorunda kaldı.
Türkiye’nin her türlü desteğini alarak İdlib’te Colanistan İslam Devleti kuran Selefi Colani yeni başkenti Şam’da kılık değiştirip dünyanın ilgisine mazhar oldu. Ve nihayetinde Erdoğan Emevî Camisine gidip namaz kılamadıysa bile, onu temsilen MIT Başkanı Kalın bu işi gerçekleştirdi. Ardından TC Dışişleri Bakanı Fidan nefesi Şam’da aldı. Ve Türkiye’nin İhvancıları, Müslüman Kardeşleri pastadan büyük bir pay kapabilmek, iktidara ortak olabilmek, Kürtlerin önünü tıkayabilmek için Colani’yi cilalayıp parlattı.
Ancak öyle görünüyor ki ne Colani ne HTŞ ne de onlara 36 Toyota ile Şam’ın yolunu açanlar TC beslemeli Suriye İhvanına, TC’nin lejyoneri Suriye Milli Ordusu (SMO) ile Fidan’ın Mutemedi Geçici Hükümet Başkanı Abdurrahman Mustafa’ya yol verme niyetindeler.
Daha düne kadar Antep’ten, İstanbul, Ankara ve Antalya’dan esip gürleyen ve zafer sarhoşu olan Abdurrahman Mustafa neden şimdi dut yemiş bülbüle döndü? Nerede olduğu ve ne yaptığı bilinmez oldu?
Bu tsunami dalgası altında kalanları toparlarsak, şöyle bir tabloyla karşılaşırız: Hamas, Hizbullah, İran, Baas ve İhvan-ı Müslimin.
Kürtler de kaybedenler listesinde yer almak istemiyorlarsa bu yeni dalganın hangi sonuçlar doğurduğuna bakmak zorundalar.
HTŞ bayraklarının Rojava’da hemen göndere çekilmesi, Minbiç’in alel acele SMO’ya terk edilmesi ve iki hafta sonra yeniden Minbiç’e yönelinmesi gibi hamle ve gel-gitler de gösteriyor ki yaşananlar henüz de iyi bir biçimde anlaşılmamış.
Mazlum Abdi’nin “Kobani’nin askerden arındırılması” teklifine karşılık Amerikalıların Kobani’ye bayrak çekmesi de gösteriyor ki Rojava’daki hâkim güçler, nasıl bir tutum takınacakları konusunda net değiller.
Dünya ise yaşananları okumayla meşgul. İlk birkaç haftanın şoku atlatılmış durumda. Ve dünya şimdi etnik ve dini azınlıkların hak ve hukukunun korunması peşinde.
Suriye ise eski Suriye değil, Baas’ın yerini yeni ve merkezi bir Cihadistan’ın, Colanistan’ın alması ise istenmiyor. Bu nedenledir ki İsrail gün aşırı açıklamalarda bulunup Kürtlere sahip çıkılmasını istiyor. ABD ve Fransa yıllardır Kürt ulusal birliğinin örülmesi için çabalıyor ve dünya kamuoyu ile basın-yayın Kürtlerin ve ğer etnik ve dini azınlıkların korunması gereğinden söz ediyor.
Öyle görünüyor ki Türkiye dersine iyi çalışmış. Türkiye’de Ekim ayı başından bu yana kamuoyuna yansıtılan plan, program ve ajanda bu gelişmelerle ilintili. Ve Türkiye’nin acelesi var.
Adı konmayan bu proje PKK’nin silah bırakmasına ilişkin ise, karar verecekler de PKK’nin lider kadrosudur. 2013-2015 arasında yaşanan yeni bir yumuşama sürecine yol açılacak ve nefes alınabilecek bir iklim yaratılacaksa, kimsenin karşı çıkmaya fazlaca hakkı olmaz. Yine de ihtiyatlı yaklaşarak ve kırıp dökmeden sürdürülecek bir tartışma ile olumsuz gelişmelerin önü alınabilir. Bunun sağlanabilmesi içinse PKK’nın uzun süredir kapalı kapılar ardında konuşulanlar hakkında Kürt kamuoyunu sınırlı da olsa bilgilendirmesinde yarar var.
Yarar var, zira tartışmalar daha şimdiden Kürt mahallesinde kamplaşmalara yol açmış durumda. Bu kamplaşma ise Kürtlerin elini güçlendirmez, tersine zayıflatır.
Yok eğer Erdoğan ve Bahçeli’nin “yeni” diye nitelenen paradigmasının altında birleşip bütünleşmekse sorun, Kürtler katliam ve soykırıma varan bu paradigmaya son bir asırdır yabancı değiller.
Evet, Türkiye’nin en başta da Ortadoğu ve Suriye’deki gelişmelerden ötürü acelesi var. Madem acelesi var, buyursun birkaç adım öne gelsin, zindanları boşaltsın, sürgünlere dönüş yolunu açsın, kayyımları geri alsın ve Rojava’dan elini çeksin…
Buna hazır olmadığını sabah akşam açıklayan, İmralı Heyeti’ni bile kendisi belirleyen, “ya gömecekler ya da gömülecekler” diyen ve bunlarla da yetinmeyerek her gün Rojava’ya yönelik yeni bir ültimatom yayınlayan hükümetin niyetinin anlaşılması ise zor olmasa gerek.
Savunmasız bir durumda olan Dürzilerle Nusayri ve Hristiyan Araplar ayakta. Buna sahip çıkmak ve Rojava’da kan ve canla elde edilen kazanımları korumak için yalpalanmanın önü bir an önce alınmalıdır.
Bu yapılmazsa Rojava’da bir kırılma yaşanabilir ve dün aynı siperde sırt sırta vermiş olanlar, karşı karşıya gelebilirler.
Dünyada Rojava’ya ilişkin oluşan olumlu havanın dağılmasına yol açılmaması ve Kürt halkının yeni bir düş kırıklığı yaşamasına meydan verilmemesi için, varsın Kuzey yakasında ağırdan alanlar, acelesi olmayanlar bu kez de Kürtler olsun!




