
Memo Şahin
Ülkemiz işgal altında, yurdumuz parçalanmış, halkımız ise istisnasız Kürdistan’ın her parçasında insanlık dışı uygulama ve katliamların, göçertme ve sürgünlerin kurbanı olmuş, dil ve kültürümüz yasaklanmış durumda. Özcesi, insan olmaktan kaynaklı tüm temel haklarımıza erişim ve bunları kullanım hakkından mahrumuz.
En az altmış yıldır Almanya’da yaşıyoruz ve sayımız 1,5 milyon cıvarında. Bir milyon insanımız Almanya vatandaşı konumunda. Yüz bine yakın işyerine sahibiz ve ciromuz ise on milyarlarca Euro tutarında. Onbinlerce yetişmiş insangücünün yanısıra, bir o kadar da akademisyene sahibiyiz.
Örgütlü ve ortak hareket edildiğinde birçok kazanıma yolaçacak bu devasa güç, ne yazık ki birçok yönüyle atıl bir konumda.
Bir yandan Almanya’da geniş çaplı örgütlenip buradaki haklarımız uğruna mücadele ederken, diğer yandan ülkemizdeki gelişmeler konusunda duyarlılık yaratma, kamuoyu ve lobi çalışması yapma ve dost edinme gibi görev ve yükümlüklerle karşı karşıyayız.
Ülkemizin işgal ve sömürgeci boyunduruktan kurtarılması, halkımızın özgür olması için dost ve müttefiklere ihtiyacımız var. Bu konuda temel kriter ise demokratik değerlerle ırkçı ve faşist partiler haricinde tüm demokratik siyasi partilere eşit mesafenin korunması olmalıdır.
Geçtiğimiz günlerde üç eyalette (Sachsen Anhalt, Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin) seçim yapıldı. Irkçı ve göçmen düşmanı AfD (Almanya için Alternatif) her üç eyalette oylarını katladı. Sol Parti ise Berlin’de yüzde 25,7 oy alarak tüm partileri solladı ve hükümet kurma hakkı kazandı. CDU (Almanya Hristiyan Demokrat Birliği) her üç eyallette büyük bir hezimet yaşadı ve Mecklenburg-Vorpommern’de ise baraj altı kaldı.
Başkent Berlin’de büyük bir konut sıkıntısı yaşanıyor. Bu nedenle de Sol Parti özellikle büyük konut şirketlerinin konut stoklarının kamulaştırılması ve denetim altına alınmasını seçim kampanyasının ana eksenine oturttu.
Sol Parti’nin hükümet kurabilmesi için Sosyaldemokrat Parti SPD ve Yeşillerle koalisyon yapması gerekiyor. Berlin’de İktidarı kaybeden CDU, Sol Parti liderliğinde muhtemel bir hükümette SPD ve Yeşillerin yer almamaları için Sol Parti’yi antisemitizmle suçlamaya başladı.
Sol Parti’ye yönelik yürütülen bu kampanyada ne yazık ki bir Kürt örgütlenmesinin yöneticileri de yer aldı.
Almanya’daki demokratik her hangi bir partinin üyesi, aktivisti, temsilcisi olabiliriz. Ne var ki iş bir Kürt göçmen örgütünün yöneticiliğine geldiğinde bu siyasi kimliğimizi bir tarafa bırakarak nötr bir zeminde hareket etmeli, bir Alman partisinin üyesi, taraftarı gibi hareket etmemeliyiz. Bunun yanısıra ön sıralarda yer alan ve kamuoyunca bilinen, tanınan her Kürt, kendilerini lekeleyebilecek her türlü ilişki ve bağlantıdan uzak durmalıdır.
Almanya’da yaşayan Kürt göçmenlerinin siyasi eğilimine bakıldığında, ezici çoğunluğun sola meyilli olduğu görülür. Böyle olduğu halde Kürt göçmen örgütlenmesinde yönetici olan her hangi birinin kamuoyuna yönelik Sol Parti veya Sosyaldemokrat Parti taraftarı gibi hareket etmesi, buradaki örgütlenmemize yarardan çok zarar verir.
Hem bir Kürt göçmen örgütünde yönetici olmak, ön saflarda yer almak, hem de Almanya’daki her hangi bir partinin sözcüsü gibi diğer partilerde siyaset yapan insanlara orantısızca yüklenmek Kürt göçmen örgütlenmesinin işi olmamalıdır.
Solculuğu, sosyalist olmayı öcüleştirmek, CDU sopasıyla Kürtler adına benimsemedikleri partilerdeki Kürtleri dövmek Kürt göçmen örgütlerinde yönetici konumda bulunanlara yakışmaz.
Kraldan fazla kralcı olmak Kürt göçmenlerine de, Kürt örgüt yöneticilerine de birşey kazandırmaz. Bu arkadaşlar Berlin’de yaşayan 150 seçkin Yahudi aydınını örnek almalı, sapla sapanı birbirinden ayırmasını berecerebilmeliler.
İsrail Başbakanı Netanyahu’yu eleştirmek, yermek ise asla ve asla Yahudi düşmanlığı ve antisemitizm değildir. (https://taz.de/Richtungsstreit-nach-der-Wahl-in-Berlin/!6215892/?fbclid=IwRlRTSAUiMClleHRuA2FlbQIxMQBwZG9mBWZkaWQWUPBo2IchUpCzw9s4kdkan45xtmCaHHNydGMGYXBwX2lkCjY2Mjg1NjgzNzkAAR5hqF7E4qeApVlKMBhiPBCRdlvytVgueunLOmC0JrAqDQXvGGV89ExNtGvwuw_aem_pLB4YUZ4i5cLUZJmEjdtww)




