
İbrahim Aksoy
Osmanlı; Afgan kökenli bir toplumdur. Müslümanlar; Halife Ömer’in “İsevi’ler Allah’ı tanır ama yanlış yoldalar, Musevi’ler Allah’ı tanır ama yanlış yoldalar, bunları dine davet edin. Ama; Mecusi’ler “Zerdüşt’ler” Allah’ı tanımaz, katli vacip, malı helaldir.” Fetvası üzerine, Müslümanlar Zerdüşt inancındaki Kürdistanı tarumar ettiler. Hem mülk hem de insani olarak Ortaya çıkan boşluk yıllarca devam etti. Bundan kuzeydeki Müslüman olmuş Afgan kökenliler yararlandılar. Güneye talana gelen Afganlar, artık geri gitmeye gerek duymadan, boş kalan Zerdüşt Kürtlerin, mülklerine yerleştiler. Kürdistan’da mazlum kalan Kürtler, yıllarca bunların katliamlarını ve talanların yaşadılar.
Osmanlılar Türk değil Afgan kökenlidir. Hiçbir zaman da devlet olmadılar. Talan alanları genişledikçe daha da azgınlaştılar. İstanbul’u aldıktan sonra burayı, eşkıyalık merkezi yaptılar. Hiçbir zaman devlet kurumlarını oluşturmadılar. 1639 savaşından sonra Farsların isteği üzerine, Kasrı Şirin antlaşmasını yaptılar. Bunun dışında hiçbir sınırı belirlenmemiştir. Sınırları belirsiz ve merkezi İstanbul olan, bir eşkıyalık alanıydı.
İstanbul’daki Sarayın çok geniş bir de Sultan Cariyelerinin kaldığı Harem bölümü vardı. Çevrede Sultan’ın gördüğü hoşuna giden genç kızlar, Hareme konurdu. Haremde 400- 500’den fazla Cariye olurdu. Sultan ölünce yerine en büyük oğlu Sultan olurdu. Harem dağıtılmadan, Sultan olan oğluna miras kalırdı. III-Murad’ın Harem’de doğan 130 çocuğu olduğu söyleniyor. Sultan’ın işi, yiyip içmek Haremdeki kızları doğurtmaktı.
Saray’ın vatandaşa karşı sorumluluğu yoktu, vatandaş da Saraya karşı korkudan ses çıkaramazdı. Saray; Dışişleri, İçişleri, Adalet, Eğitim, Sağlık gibi konularda, vatandaşa hizmet yapmazdı. Özellikle Balkan bölgesinde, 4-5 yaşındaki çocukları zorla ailesinin elinden alır, ya da alanlardan satın alır, Beyoğlu’ndaki eğitim merkezinde, besler büyütür Yeniçeri Ocağına asker yapardı. Subaylar arasında edilgen olanları seçer kısırlaştırır, Paşa yapardı. İki önemli nedenden dolayı, Paşa yapacak subaylarını, önce kısırlaştırır sonra Paşa yapardı. Birincisi; Paşaların Sarayla sıkı ilişkisi vardı ve Saray’da Harem vardı, Saraya karşı yaramazlık yapmasınlar diye kısırlaştırırlardı. İkincisi; uzaklara Haraç (Baç) toplayıcı olarak görevli gönderirdi. Görevli Paşalar çevreye karşı yaramazlık yapmasın, 5-6 karı ile evlenip, kalabalık bir aile sahibi olmasın. Görevli Paşa, görev yerine yalnız gider, 20 sene de kalsa, yalnız başına kuzu kuzu İstanbul’a döner gelirdi. Günümüzde siyasette, ticarette veya sosyal yaşamda, bir tane Paşa torunu bulamazsınız. Cumhuriyeti kuran bütün Paşa’lar öldü, nesli tükendi. Çünkü hepsi de Sultan tarafından kısırlaştırılmıştı.
İlk Meclis-i Muvakkat Temmuz 1846 yılında faaliyete başladı. Bakanlar yoktu, onlar da meclis ile birlikte göreve başladılar. Belediyeler yoktu, ilk İstanbul Belediye Başkanı (Şehremin) 1854 yılından sonra göreve başladı. Modern Üniversite sayılan Darülfünun, Sultan Abdülmecid döneminde 1846 yılında açıldı. Hele Osmanlıya bak; Avrupa 1885 yılında benzinle çalışan, otomobil üretiyordu.
Osmanlı başından beri en büyük katliamlarını Kürtlere karşı boyun eğmedikleri ve Müslüman olmadıkları için yapmıştır. 140 Yıl devam eden Celali katliamları. 13 Yıl süren Kuyucu Murat katliamları ve katliamlar hala devam ediyor. İngiliz General Harington Culuklar cumhuriyetini kurdu, Kısırlaştırılmış Paşalara, teslim etti çıktı gitti. Paşalar; Kürtlere karşı katliamlarına devam etti. Mart 1921 Koçgiri katliamı, 1925-26 Diyarbakır katliamı, 1925-29 Ağrı katliamı ve 1938-39 Dersim katliamı ve katliamlar hala devam ediyor. Osmanlı terbiyesi ile büyümüş ve karakterini oluşturmuş Paşa’lar, Kürtleri yönetime yaklaştırmadılar. Ticari alana sokmadılar. Okuyan Kürtleri devlet dairesinde memur bile yapmadılar. Devlet içerisinde, Kürt Milletinin varlığını bile inkâr ettiler. Antlaşmalara göre, bir Milletin varlığını inkâr etmekte, soykırımdır. Görüldüğü gibi, Kürt Milleti için, Harem’de 130 çocuk doğurtan Sultan ile, Kısırlaştırılmış Paşanın arasında, hiçbir fark yoktur.
Güney Kürdistan’da Kürtler birleşmiş, her tarafta Kürt örgütleri kutlama mesajları gönderiyor. Ben hep söylerim, Kürt Milleti Barzanilere minnet borçludur, yüz yıldan beri Kürt Milleti için savaşıyorlar. Kürt Örgütleri mesajınız cebinizde kalsın, Güneyli Kürtleri örnek alıp sizde herkes bulunduğu yerde birleşse, güneyi örnek alıp çalışsa ne olur? En kötüsü inanca göre birleşmedir. Kürt Milleti bunun acısını çok yaşadı, Kürtler bir araya gelip Millet olarak örgütlenmelidirler ve güney Kürdistanı örnek almalıdırlar. Bu her şeyden çok, Güneyi sevindireceğine inanıyorum.
Küçük bir pencereden baktığımızda, Kürt Milli tarihi ve Osmanlı böyle görünüyor.
Eylül 2026




