
Memo Şahin
Kürtlerden, Ermenilerden, Süryanilerden, Rumlardan, kendi ırklarından olmayanlardan hep korktular.
Korkmaya da hakları var, ne diyelim, çünkü ırkçılık homojen bir ulus ve kütle gerektirir.
İlhamını Kemalistlerden almıştı, son yüzyılın ırkçısı Adolf Hitler, akibeti belli.
Korktukları için cesaret aşılamaya çalışırlar, ulusal marşlarına „Korkma“ diye başlarken.
Çok uluslu bir devletten, tek uluslu, homojen bir devlet yaratmaya çalıştı Kemalistler ve her renk ve tondan ardılları.
Kasıp kavurdular.
Ermenileri, Süryanileri, Rumları geçirdiler kırımdan, kıyımdan.
Etmediklerini bırakmadılar, en az yüz yıl boyunca Kürtlere.
Zîlan’da onbinlerce, Dersim’de en az yetmiş bin insanı katlettiler. Yüzbinlerce Kürdü sürdüler yaban ellere, kurdukları yeni devlette, adı Türkiye Cumhuriyeti olan.
Yetinmediler bunlarla ve devam ettiler. Denemedikleri hiçbir şey, hiçbir yöntem kalmadı, son elli yılda.
Yakıp yıktılar köy ve kentleri.
Milyonlarca insanı doğdukları topraklardan sürüp bir lokma ekmeğe muhtaç ettiler.
Ambargo uyguladılar una, ekmeğe, şeker ve çaya.
En az yüzbin Kürdü katlettiler son yarım yüzyılda, yeniden.
İmza attılar faili devlet olan onbinlerce infaza, erittiler insanları asit kuyularında.
Onlarca kez nüfus planlaması yaptılar Kürtler üzerinde; kısırlaştırma ve adına doğum kontrol mühendisliği dedikleri yöntemlerle.
Direndi Kürt halkı, dün Pîran, Zîlan ve Dersim’de, sonra Botan, Serhad, Koçgirî, Amed, Mereş, Semsûr ve iki yüz elli bin kilometrekaresinde Kürt halkı, kendilerine ait toprakların tümünde.
Ve asla ve asla kabul etmedi Kürt halkı, Türk olmayı, Türklük değirmeninde öğütülmeyi.
Durum değerlendirmesi yaptı Kemalist Cumhuriyet 1990’ların ortasında, kozmik odalarında Milli Güvenlik Kurulu’nun.
Nüfusu 57 milyon olan TC’nin, yüzde yirmibeşini Kürtler (15 milyon) oluşturuyor, dendi. Ve böyle giderse Kürtlerin sayısı 2000 yılında 20 milyon, 2020 yılında 33 milyon, 2050 yılında ise 45 milyona ulaşıp salt çoğunluğa erişmiş ve kendilerini Türk tanımlayanların sayısını aşmış olur diye telaşa kapıldı omuzu kalabalık zebaniler.
Evet, tuttu bu projeksiyon 2026 yılında, Kürtlerin sayısı bakımından.
Evet, azalıyor nüfus Kürdistan’da.
Evet, Kürt nüfusun yarısından fazlası artık dışında Kürdistan’ın ve yaşıyor Türk yoğunluklu kent ve metropollerde.
Evet, yeni nesil Kürt, öğütülüyor asimilasyon değirmeninde.
Ne var ki asimile edilmesine, Kürtçe bilmemesine rağmen bu genç nesil, ödün vermiyor katiyen Kürtüğünden!
Kürdistan’da Kürt olmalarına müsade edilmeyenler, İstanbul, İzmir, Çukurova ve Ege’de biz de varız, bizsiz hiçbir hesap tutmaz diyorlar.
Neden mi yazıyorum bunları?
Buyrun öyleyse bir göz atın Türkiye İstatistik Kurumu’nun 21 Mayıs günü yayınladığı doğurganlık raporuna;
“Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2025 yılında 1,42 çocuk oldu… 76 ilde doğurganlık nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10’un altında kaldı.
“Şanlıurfa (yani Riha), 3,15 çocuk ile en yüksek doğurganlık hızına sahip il olurken, Bartın 1,09 çocuk ile en düşük hıza sahip iller arasında kaldı. Yoğun kentlerde (metropollerde) doğurganlık hızı 1,33 çocukta kalırken, kırsal alanlarda 1,75 çocuk olarak ölçüldü”.
Çeyrek asır önce iktidara geldiğinde Erdoğan, doğurganlık oranı 2,38 çocuk düzeyindeydi ve geriledi aralıksız bu trend 2014’ten itibaren.
Çırpınışı boşuna değildi Erdoğan’ın, son on yılda en az üç çocuk istiyorum diye kapı kapı dolaştığında.
Çocukları sevdiğinden, hatta nüfusun duraksamasından da değildi bu kaygısı, asla ve katiyen.
Böyle olsaydı sıfırlamayı beceremeyen oğlu Bilal’dan isterdi üç çocuk, yetinmezdi iki torunla.
Sadece onun değil, tümünün korkusu Kürt nüfusun artışından.
Evet, Kürt nüfusu yıl itibarı ile 35 milyon; tescillendi bu 1990’ların projeksiyonu ve son verilerle.
Evet, en az 50 milyon yirmi yıl sonra kendisini Kürt tanımlayanların sayısı.
Ne demişti şair?
Sen bakma havanın durgunluğuna,
Derya dediğin uyur uyanır,
Bulutlar geçiçidir, gökyüzü kalıcı!
Hiçbir mühendislik, dalga kıranlık, engelleyemez Kürtlük bilincinin yükselişiyle kendi hakları için ayağa kalkıp mücadele etmesini!




