Gulê Çınar-Şahin
Uzun süre Köln Newroz’una ilişkin bir şeyler yazıp yazmamayı düşündüm. Ancak çevremde kulak misafiri olduğum birçok konuşma ve sosyal medyadaki sayısız açıklama, bana bu konunun ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Orada bulunan Rojavalı gençlere borçlu olduğumu düşündüğüm için de yazmaya karar verdim.
Bu yıl Newroz kutlamalarına katılım çok yoğundu, bir kutlamadan çok daha fazlasıydı. 2025 Newrozu Kürt halkı için barışın ve özgürlüğün işaretiydi. Devam eden İmralı görüşmeleri, Sayın Öcalan’ın çağrısı, Rojava’da devam eden devrim, Kek Mesud Barzani ile Mazlum Abdi arasındaki görüşme ve Kek Mesud Barzani’nin bu süreçteki aktif rolü Kürtler arasında birlik umutlarını arttırdı. Bu yıl Newroz’un kutlandığı her yerde birlik ve özgürlük özlemi hissediliyordu.
Bu yıl ailemle birlikte çeşitli Newroz kutlamalarına katıldım. Bunlardan biri 22 Mart’ta Köln Deutzer Werft´e düzenlenen Newroz kutlamasıydı. Uzun zamandır ilk kez bu kadar çok insan cilên kurdî, alayên Kurdistan ve parti sembolleriyle bir araya gelmişti. Ancak bu etkileyici ortama rağmen etkinliğe gölge düşüren önemli sorunlar da ne yazık ki yaşandı.
Maalesef etkinlikte büyük organizasyon eksiklikleri vardı. Başladıktan kısa bir süre sonra proğrama üç saat ara verildi. Resmi sebep olarak izleyicilerin sahneye çok yakın olması gösterildi. Sahne önündeki kitlenin birkaç kez geri çekilmesi istendi, ama yoğun katılımdan ötürü bu gerçekleşmedi.
Alan adeta KeskûSorûZer renklerine bürünmüş, Ala Rengîn tüm alanı süslemişti. Ayrıca çok sayıda PDK ve YPG/YPJ bayrağının yanısıra iki PKK bayrağı ile iki Öcalan posteri alanda yer almıştı.
Polisin talebi üzerine yasaklı sembol ve bayrakların indirilmesi istendi. Polis bunu yasaklı sembol ve bayrakların olduğu her etkinlikte ister ve sunucu ve moderatörler de bunu kitleye duyurmakla, indirilmesini istemekle yükümlüdürler.
Burada özellikle moderasyonun sorunlu olduğunu dile getirmeliyim. Adını bilmediğim bir bayan ve bir erkeğin moderatörlüğü kısa sürelerle gergin bir ortamın oluşmasına yol açtı. Gerginliği azaltmak yerine ses tonu ve sözcük seçimiyle moderasyon durumu adeta tırmandırmak ister gibiydi. Belirli bayrak ve sembollerin kaldırılmasına yönelik talep daha saygılı ve daha az kışkırtıcı bir şekilde ifade edilebilirdi.
Bu girişten sonra gelelim işin organizasyonuna. Düzenleyici arkadaşlar, sanırım böylesi bir organizasyonu ilk kez yapıyorlardı. Bırakalım binlerce, onbinlerce insanın katıldığı bir açık hava etkinliğini, yüz kişilik bir kapalı salon toplantısında dahi alınabilecek önlemler, tedbirler, hazırlıklar ne yazık ki düşünülmemişti.
Açık hava miting ve kutlamalarında sahne oldukça önemli. Önünün bariyerlerle en az 10 veya 20 metre çevrilmesi gerekir. Alana giriş yollarının görevlilerce açık tutulması sağlanır. Kitlenin sahnede olup biteni dinleyebilemesi için alanın orta ve arka kısmı için hopörlerlerin yerleştirilmesi ise unutulmaz.
Bir diğer kritik nokta ise proğramın sürdürülebilmesi için insanlardan oturmalarının istenmesiydi. Bu kadar kalabalık bir ortamda çok tuhaf bir istekti. Panik olsaydı, birçok katılımcı birbirini ezeceklerdi. Bu kadar büyük bir etkinlikte kaçış koridorlarının olmaması sorumsuzca bir davranıştı. Organizatörler bu kadar çok insanı beklemese bile 5.000 katılımcı için dahi güvenlik önlemlerinin alınması gerekirdi. Acil bir durum ve olumsuzlukta tek çıkış yolu Ren nehriydi. Oraya atlamak ise fazlaca iç acıcı bir alternatif değildi. Onbinlerce insanın katıldığı sözkonusu bu Newroz kutlamasında en az 300-500 görevlinin olması gerekirdi. Alanda uzun süre kalmama rağmen tek bir görevliye rastlamadığımı da buraya not olarak düşeyim.
Sağlık çadırının olmaması pek çok ziyaretçi için sorun teşkil etti. Bu kadar uzun süre ayakta kalmanın bir sonucu olarak çok sayıda insan baygınlık geçirdi; orada bulunanların karşılıklı yardımı daha kötü şeylerin yaşanmasını engelledi.
İnsanların büyük bir bölümü programa iki saatten fazla bir süre ara verilmesi, otur-kalk talimatı ve sahneden 50 metre mesafede dahi sanatçıları dinleme olanağından yoksun bırakılması sonucu alanı terk etmek zorunda kaldı.
Şayet orada o kadar kışkırtmaya rağmen bir olumsuzluk yaşanmadıysa bu, Newroz’a katılan ve katılımın neredeyse yüzde yetmişini oluşturan Rojavalı gençlerle ailelerin göstermiş oldukları sorumluluktandı.
Evet, katılanların %70’ı Rojavalıydı ve orada bir devrim yaşanıyordu. Ayrıca Kürt örgütleri arasında uzun bir süredir yaşanan gerilim yerini yumuşamaya bırakmıştı. Bu coşkuyu alana taşıyan gençlerin şehid düşen onbinlerce arkadaş ve kardeşinin taşıdıkları bayrak ve flamaları taşımalarını da normal ve hoşgörü ile karşılamak gerekirdi.
Alan adeta sahipsizdi. Herşey olabilirdi. İşi örgütleyenler sahne üstü, yanı ve arkasında konumlanmış, alanda olup biten adeta onları ilgilendirmiyor ve sanırım katılımın görkeminden mest olmuşlardı. Bununla da yetinmeyerek kendi eksikliklerini, bereceriksizliklerini, tecrübesizliklerini Rojavalı gençlere fatura ederek, Kek Mesut Barzani’yi yanıltmaları ise çok daha olumsuz bir durumdu.
Kek Mesud Barzani kutlamadan bir gün sonra yaptığı açıklamada şöyle diyordu: „Her ne kadar Köln´deki Newroz kutlamaları sırasında bazı güvensiz eller, bu etkinliği sabote etmeye ve halkın toplu mesajını bastırmaya çalışsa da, etkinliğe katılanların kararlı duruşu ve güçlü sesi, bu girişimlere izin vermedi. Katılımcılar, Kürt halkının birlik ve vatanseverlik ruhunu başarıyla sergileyerek kutlamaları sürdürdü.”
Kek Mesud Barzani’yi takip etmeye çalışıyorum. Bugüne kadar yapılan bir eylem ve etkinlikten sonra bir açıklama yaptığına şahit olmadım. Ayrıca bu talihsiz açıklama akıllarda soru işaretleri de uyandırıyor: İddia edilen “güvensiz el ve sabote etmeye çalışanlar” kimlerdi? Ellerinde YPG, YPJ ve QSD bayraklarını sallayan onbinlerce Rojavalı genç mi, yoksa Kürt birliğini önemseyen, her yurtsever partiye destek olan insanlar mı?
Organizasyondaki eksikliklerin sorumluluğunu üstlenmek yerine, başkaları suçlanıyor. Oysa hataların, eksiklik ve planlamadaki öngörüsüzlüğün açıkça kabul edilmesi büyüklük ve sorumluluğun işareti olurdu.
Karışık duyguların yaşandığı bir kutlamaydı. Kitle, özellikle de gençler örnek bir davranış sergileyerek ve kışkırtmalara aldırış etmeyerek özgürlük ve birlik arzusunun organizasyon eksikliği ve siyasi dar görüşlülükten daha güçlü olduğunu gösterdi.
Kürdistan bayrağını elinde tutan herkesin KDP’li olmadığını bir hafta sonra Frankfurt’ta yapılan Newroz’da gördük. Ala Rengîn, hangi parti ve örgüte sempati duyarsa duysun, tüm yurtsever Kürtlerin ortak ve tartışılmaz kutsal bayrağıdır!
02.04.2025




